6 Ağustos 2019 Salı

Akşama Doğru-TRT 2-Seynan Levent


 Akşama Doğru,Seynan Levent tarafından hazırlanıp sunulan kültür programıdır. 15 yıl boyunca TRT 2'de yayınlamış, 10 Eylül 2004 tarihinde yayından kaldırılmıştır.
Seynan Levent, programın 15 yıl sürmesini izleyicisiyle kurduğu sağlam ilişkiye bağlıyor: "İzleyicilerimizden gelen en ufak öneriye, eleştiriye ekip olarak büyük önem gösterdik. Bizler düşlere inandık, dünyayı ütopya olarak görmedik, ertelemedik. Yeterince çaba harcarsak kardeşlik, barış gibi kavramlara ulaşabileceğimizi anladık." Programın en büyük özelliğini "taraf olması ve ilkelerine sahip çıkması" diye nitelendiren Levent, TRT'nin de kendini yenilediğini kaydediyor: "Yıllar önce Engin Sezer programıma konuk olmuştu. 'Kürtçe dil midir?' soruma, 'Evet, Kürtçe dildir' cevabını verince uyarı aldık ve yayın durdurdu. Bugün Kürtçe yayın yapılıyor." Levent geçen yıllarda Che Guevera'nın oğlu ile yaptığı röportajın da denetim nedeniyle yayınlanmadığını söylüyor, Moskova Film Festivali sırasında Marcello Mastroianni ve Robert de Niro ile görüşmeyi başaran tek gazeteci olduğunu da. Program bu kadar uzun süre yayınlanınca unutulmayacak anların da sayısı fazla oluyor. Levent, Can Yücel'le olan anısını şöyle anlatıyor: "Canlı yayındayız, konuştuk, çok güzel bir program oldu. Tam kapanış konuşması yaparken, 'Bırak karı bunları, ne konuşuyorsun, kalk içmeye gidelim' diye kolumdan çekiştirdi. Ne yapacağımı şaşırdım. Ama sonra hep eğlenerek hatırladık o anı."

Kokteyl-Ömer Önder-Trt 1



Bir dönem trt'de ekrana gelen programın, esas mesleği doktorluk olan sunucusu Ömer Önder'di.Trt sunucularından Adalet Önder ile ile evlidir.

Türkiye'nin hayal fabrikası: Yeşilçam Sokağı

hep «Yeşilçam» der dururuz. Yeşilçam bir zamanlar Türk sinemasının kalbinin attığı bir sokağın adıydı... Sonra film yapımı arttı, şirketler çoğaldı, eskiden Yeşilçam Sokağı'nda bir tek odada yerleşen film şirketleri Beyoğlu'nun karşı kıyısındaki büyük, modern hanlara taşındı. Tek odaların yerini; işletmesi, deposu, müdüriyeti vesaire bölümleri olan büyük bürolar aldı. Değişmeyen sadece Yeşilçam adıydı... Şimdi Yesilçam  dediğimiz zaman sadece Emek Sineması'nın bulunduğu Yeşilçam Sokağı'nı  değil, bütün film şirketlerini sinesinde barındıran bir «ada»yı anlıyoruz. Bu yazıda, Yeşilçam'ı sizlere bir başka cephesiyle tanıtıyoruz...

Yeşilçam Türkiye’nin hayal fabrikası... Film şirketlerinin, filmcilerin  bulunduğu sokaklar... Türkiye'nin dört yanında akşam kapısı kapanan nice  evde, kızlı erkekli genç buranın hayalini kurar... İsimsizlere «şöhret»,  fakirlere «para» kazandıran sihirli bir ülkedir sanki Yeşilçam... Edirne'den,  Kars'a, Samsun' dan, Gaziantep'e kadar Türkiye'nin her yerinde, her gün milyonlarca insan bu sokaklarda düşünülen, buralarda yapılan filmleri  seyreder. Yeşilçam, filmciliğin merkezidir.

YEŞİLÇAM NERESİDİR?

İstanbul'da, Beyoğlu'nda bir sokağın adıdır Yeşilçam... İstiklal Caddesi'nde  Rüya ile Lüks sinemalarının arkasındaki sokak... Sokağa girersiniz, biraz  ileride «Yeni Komedi» Tiyatrosu vardır. Sonra Emek Sineması; karşısında  da Yeni Ar Sineması... Sonra sokak ileride, taa Pesen Film'in orada aşağıya kıvrılır, dört apartman boyu devam ettikten sonra tekrar sağa  döner... Eskiden, 1945-50 döneminde bütün film şirketleri bu sokakta  imiş. Sonra, yıllar geçmiş, Yeşilçam Sokağı'ndaki film şirketleri yavaş  yavaş buradan ayrılmışlar, İstiklal Caddesi'nin öteki yanına, Kuloğlu  Sokağı'yla Ahududu Sokağı arasındaki adaya taşınmaya başlamışlar.

Bugün «Yeşilçam» dediğimiz zaman artık tek bir sokağı değil, bir semti  murat ediyoruz. İstiklal Caddesi'nde Taksim'le Galatasaray'ın tam  ortasını bulun, buradan iki tarafa 40'ar metre gidin (Ağacamii - Atlas  Sineması arası) bu noktalardan da sağa ve sola 50'şer metre içeri girin...  «Yeşilçam» bu dikdörtgendir işte. Filmciler, yazıhaneler, şirketler,  işletmeler hep buradadır. Yeşilçam, İstanbul'un en renkli, en enteresan  yerlerinden biridir... Burada hemen hemen herkes tanır birbirini...  Yardımlaşmalar burada yapılır, «kazıklar» burada atılır, dostluklar,  düşmanlıklar burada yaşanır, film aleminde...
Sabahın erken saatlerinde uyanır Yeşilçam... Öğleden sonra saat 15.00- 16.00 sıralarında bir hareket, bir canlılık daha gelir bu sokaklara...  Sabahleyin işe çıkan ekipler Yeşliçam'a dönerler. Sonraki saatlerde  yazıhanelerde, kahvelerde iş konuşulur, anılar anlatılır. İnsanlarıyla, insan  ilişkileri, tipleri ile bir renkli yerdir Yeşilçam…

KAHVELER YEŞİLCAM'IN İRTİBAT BÜROSUDUR

Yeşilçam dediğimiz ve Galatasaray'la Taksim arasında yer alan ara  sokaklarda kahveler çok önemlidir. Randevular bu kahvelerde verilir,  mesleki dertlerin çoğu bu kahvelerde dile gelir, prodüksiyon amirleri  filmlerde oynatmak için aradıkları karakter oyuncuları ile kavgacıların  çoğunu buralarda bulurlar. İşin enteresan tarafı kimin hangi kahveye  gittiği bellidir.

Danyal Topatan hep aynı kahveye çıkar örneğin... Onu  aradınız mı, hemen o kahveye gidersiniz. Eğer gözleriniz ona rastlamazsa  korkmayın. Ocakçı bilir o anda Danyal'ın nerede olduğunu. İsterseniz not  bırakırsınız, akşam gelince söylerler. Kahveler sinemamızda bir nevi irtibat bürosu görevi yaparlar, anlıyacağınız.


İşte «Yeşilçam kahvelerinden» iki resim... Soldaki «Ata'nın  Kahvesi» diye bilinen yer... Rahmetli Ahmet Tarık Tekçe zamanında hep  bu kahvede, şimdi resminin asılı olduğu yerin altındaki sandalyede  otururdu. Ahmet Tarık'ın büyük fotoğrafının yanındaki iki fotoğraf ise  Ayhan Işık'la Turgut Özatay'a ait... Aşağıdaki resim yine bu kahvelerden birine ait. Kahvenin adı «Sanat Kahvesi», sahibi karakter oyuncularından Behçet  Nacar... İşte, Behçet ocağa geçmiş, bir meslektaşına çay yapıyor.


ESKİ YEŞİLÇAM’IN CAN DAMARI

Bu sayfalarda gördüğünüz resimlerin belki de en manalısı bu... Tam  karşıda Bap Cafeteria, yanda kapalı «Özsüt» muhallebicisi. Efendim, bu  «Özsüt»  muhallebicisinin bir hikayesi vardır. Yeşilçam'ın «Yeşilçam»  olduğu devirde, yani bütün  film şirketlerinin Yeşilçam Sokağ'ında  toplandığı zamanlarda bu muhallebici en parlak  devrini yaşadı. Sonra  büyük söhret olan «yıldız adayları» burada göze çarpma umudu içinde  oturdular. Sabahları işe gidecek ekipler burada sahlep içip vaktin  gelmesini beklediler...

Sonra devir değişti. Halk Film'lerin, Muharrem Gürses'lerin, Seyfi  Havaeri'lerin devrinden sonra yeni bir sinema kuşağı geldi. Şirketler  büyüdü, yazıhanelerin çoğu karşıya taşındılar... Bodrum katlarındaki tek  odadan ibaret yazıhanelerin yerini modern hanlar, büyük binalar aldı. Bap Cafeteria o zaman kuruldu işte... Hem de tam Özsüt Muhallebicisi'nin  yanında... Direnişini yıllarca sürdüren Özsüt Muhallebicisi renkli filmler  Yeşilçam'a egemen olunca tarihe karıştı, üç-beş hafta önce kapandı.  Yakında burada bir bilardo-oyun salonu açılacakmış.

ONLAR YEŞİLÇAM’IN HER ŞEYİDİR: FERDİNANT MANUKYAN, SÜLÜN OSMAN, MUAMELECİ ESKENAZİ

Sinema çevrelerinin en popüler, en ünlü ve en çok konuşulan  adamlarından biri de Ferdinant Manukyan'dır. Ferdinant Manukyan, Yıldız  Film Stüdyosu'nun sahibidir, ama Yeşilçam'daki popülaritesini daha çok,  asıl işi olan «bankerliği» ile yapmıştır. «Bonkör» bir «bankerdir»  Ferdinant Manukyan. İşletmelerden toplanan senetler ona verilir, ondan  alınan nakit paralarla da filmler yapılır. Hani Manukyan sinemadan çekilse, herhalde Yeşilçam'da yıllık yapım sayısı en azından 50 film eksilir.

Bir zamanların ünlü Sülün Osman'ı da şimdi Yeşilçam'da iş tutuyor... «İş tutuyor» sözü yanlış anlaşılmasın. Islahı nefs eden Sülün şimdi ham film  alıp satıyor (sağda).

Bu da Yeşilçam'ın iş takipçisi Eskenazi... Eskenazi bazı formaliteleri çok iyi  bilir. Örneğin bir şirketin ham  filmleri gümrüğe geldiğinde akla hemen o  gelir ve «Muameleci Eşkenazi»  az bir ücretle işi takip eder. Gerekli  formaliteleri bir bir yerine getirir. «Bu  ne iş?» demeyin. Malum, iş bilenin  kılıç kuşananındır (solda).

YEŞİLÇAM ÇOK ERKEN UYANIR...

Yeşilçam sokaklarında hayat, tanyeri ağarınca başlar, «Sabahın Körü»  dediğimiz bir saatte yani... Saat sabahın 6'sı... Sokaklarda inlerle cinler   «çiftkale» maç yapıyor! Komedyen Cevat Kurtuluş'la eşi Meral Kurtuluş  işe gidiyor. Set Beyoğlu'nda, Sohban Kuloğlu'nun platosunda... Ellerindeki   çantalarda da filmde giyecekleri kıyafetler var.

Bu resmin enteresan bir   yanı daha var. Efendim, «Yeşilçam» sokağında çam falan yoktur tabii...  Sokakta «yeşillik» namına tek şey,bu fotoğrafta gördüğünüz asma  dallarıdır. Evet, şarkılara konu olan bildiğimiz üzüm asması.


AFİŞLER VE ÖTESİ

İlanlar, afişler, pankartlar... Yeşilçam sokaklarında çokça rastlanır bunlara.  Şimdi diyeceksiniz ki «Reklam yapılacaksa buralarda mı yapılmalı?» Öyle  ya, bu sokaklarda zaten hep filmciler var ve bizim filmciler - elhak -  rakiplerinin bırakın ne yaptığını, ne zaman nefes aldığını bile kollarlar! Öyle  ama bu afişlerin asıl maksadı başkadır, işletmeciler de bu sokaklardan  geçerler... Ola ki gözlerine çarpar, birinci maksat bu... İkincisi yapılan  herhangi bir filmi ilan etmek, «Ben yapıyorum, siz yapmayın! » demek...

YEŞILÇAM BURADA GİYİNİR

Bunlar Yeşilçam'daki en ünlü terziler... Mahyacı Sokak'ta... Güney, Gaye,  Uğur, Akün film şirketlerinin bulunduğu hanın alt katında, Berber  Niyazi'nin yanında meşhur gömlekçi vardır. Sadece sinema artistleri değil, müzisyenler de ona diktirirler gömleklerini, işte «gömlekçi Avni» ve  şöhretli müşterilerinin imzalayıp verdikleri resimler (sağda). Bu da terzi  Abbas... Abbas, gömlekçi Avni'nin kapı komşusu. Ona da bazı rejisörlerler,  tanınmış karakter oyuncuları elbise diktiriyorlar, işte, Danyal Topatan  provada (solda).

IŞIKLAR TAŞINIYOR

«Dahili» sahnelerde, yani dört duvar arasında çekilen filmlerde ışık  lazımdır tabii... Özellikle set röportajlarında adına sık sık rastladığınız  «spotlar» bunlar işte. Yine Yeşilçam Sokağı'ndayız iki setçi spotları kucaklamış taşıyorlar. Bu spotlar hemen  biraz ilerde duran bir minibüse yüklenecek ve sete götürülecek (sağda).

ÇAKMAKÇILAR, GAZCILAR...
Girin Ağacamii Sokağı'na, ilk sokaktan sağa sapın... Berber Niyazi'ye,  Terzi Abbas'a gitmeden 4 çakmakçı göreceksiniz burada... Bunlar da  Yeşilçam'ın çakmakçılarıdır işte... Yıldızından prodüktörüne kadar bütün  filmciler burada çakmak alır, burada gaz doldurturlar... Gide, gele  filmcilerle çakmakçılar arasında bir merhaba miktarınca  tanışıklık bile  doğmuştur... İşte, Tanju Gürsu, çakmakçı Mikail'e gaz doldurtmuş sohbet  ediyor.

YEŞİLÇAM'IN ALTINLARI...

Büyük yazıhanelerde prodüktörden başka bir işletme müdürü, bir  muhasebeci ve iki-üç eleman bulunur. Yine buralarda filmlerin saklandığı  bir depo vardır, bir de bu depoya bakan «Depocular»... Eski, yeni bütün  filmler burada saklanır. Bir haftalığına ya da birkaç günlüğüne bir  sinemaya film kiralandı değil mi? Depocu hemen «depoya» girer. Filmi  çıkarır, afişini, lobisini, fotoğraflarını paket eder. 

Yeşilçam'dan bir kesit... Ahududu sokağıyla Alyon Sokak'ın kesiştikleri  nokta... Bir han... Hanın altında bir «bar» var... Üst kattaki film  şirketlerinin tabelaları iki yana asılmış... Hanın hemen yanında, açıkta, bir  kundura tamircisi var... (O, fotoğrafta gözükmüyor) «Açık hava manavı»  da sokağın öte yanını tutmuş. Hanın yanındaki berber ise birçok ünlü  yıldızın ve filmcinin saç-sakal problemlerini hallettikleri yer. Soldaki  fotoğrafta Selim Soydan saç-sakal traşını olmuş, berberden çıkarken  görülüyor.

ANTİKACI ARTİST

Özsüt Muhallebicisi’nin hemen yanından sağa sapın, bir «antikacı»  göreceksiniz. Yesilçam sokağındaki bu dükkan, Yaşilçam'ın karakter  oyuncularından Haydar Karaer'e aittir, işte, Karaer sabah sabah dükkanını  açmış, kapının önüne iskemlesini atmış, gazetesini okumaya başlamış.

YEŞİLÇAM'I DOYURANLAR

Her şey iyi hoş ama, Yeşilçam sakinleri yemek meselesini nasıl hallediyor?  Bu sorunun cevabı da yandaki resimlerde gizli... Solda üstteki resim Bap  Cafeteria'da çekildi... Genellikle rejisörler prodüktörler ve o gün  Beyoğlu'nda işi olan yıldızlar burada yemek yerler, işte Suphi Tekniker,  prodüktör Kadri Yurdatap, Orhan Aksoy ve Cafeteria'nın  iki ortağının  arasında Ertem Eğilmez. Bir taraftan taam ediyorlar, bir taraftan da  sinemalarda oynayan filmlerden, çevrilmesine başlayan filmlerden  konuşuyorlar...

Sağdaki resimde karakter oyuncusu Adnan  Mersinli, Alyon Sokağı'ndaki  seyyar köfteciden köfte ekmek alıyor...


Aşağıdaki resim yine Yeşilçam'ın  «tam merkezlerinden» biri... Fatma  Girik, rejisör Duygu Sağıroğlu ve Kadri Yurdatap, Hacı Salih'te... (Yurdatap  bir öğünde iki yemek yemiyor tabii, resimler ayrı günlerde çekildi.)

Akşam kahvaltısı meselesini de «börekçi» halleder. 16-18 arasında Yeşilçam dediğimiz  mıntıkadaki bütün sokakları dolaşır, kendi yaptığı börekleri satar...

YEŞİLÇAM'IN «ARTİST» MİNiBÜSLERİ...

Her şirket film yapımı sırasında bir minibüs kiralar... Artistler, setçiler bu  minibüslere binip işyerine giderler. Spotlar, reflektörler minibüsün üstüne  konup nakledilir,  işe gidiş ve gelişlerde bu minibüslerin tadına doyum  olmaz... Filmciler arasında şaka, espri gırla gider. Haa, minibüslerin bir  yararı daha var. Bazen, daha doğrusu gerektiği zaman, bu minibüsler de  filmde rol alırlar... Eh, şaşmamalı: Filmcilerin minibüsü de filmci olur...

YEŞİLÇAM ECZANESİ

Burası bir eczane... Yeşilçam Sokağı'nın bir sokak ötesinde ve İstiklal  Caddesi'ne şöyle böyle 40-50 metre mesafede. Eczane de, bulunduğu  mıntakaya verilen adı almış. Tabelasını gelin, hep birlikte okuyalım:  «Yeşilçam Eczanesi »... Evet, burası da, bu eczane de Yeşilçamlı.

15 YILDIR BU SOKAĞIN KAHRINI ÇEKİYOR

Sağda tasvirini gördüğünüz kişi, Yesilçam'ın en «birinciye» ayakkabı boyacısı Ali Ağabey'in yeridir. Ali Ağabey İstanbul'a ilk geldiği  zaman aşağıda, Yeşilçam Sokağ'ında imiş. Zaman geçip de filmciliğin odak  noktası Alyon Sokağı'na kayınca o da nakli mekan eylemiş, buraya  gelmiş. Yıldızlar, rejisörler, prodüktörler ve sair filmciler Ali Ağabey’e  ayakkabı boyatmayı «uğur» sayarlar. Üstelik gerçekten iyi boyar Ali  Ağabey... Hoş sohbet adamdır da üstelik. Yeni yıldız adaylarının  ayakkabılarını boyarken, «Aferin size» der, «Ali Ağabey'e ayakkabı  boyatmayan yıldız olamaz!»

(16 Ekim 1971)

Cin Ali-Rasim Kaygusuz

 
Cin Ali, Türkiye'de ilkokul öğrencilerine okumayı kolay öğretmek amacıyla geliştirilmiş 10 kitaplık hikâye serisinin kahramanı. Cin Ali, 1970’li ve 80’li yıllarda ilköğrenime yeni başlayan çocukların en gözde kahramanı olmuştur halen yayınlanmaktadır.
Cin Ali Serüvenleri adlı kitap dizisinde fişleri kullanarak okumayı heceleyerek öğrenme yerine tümdengelimci bir sistemle öğrenme esastır. Kitapların kahramanı Cin Ali; yaramaz, yerinde duramayan, sürekli sorgulayan, araştıran bir çocuktur. Başında sürekli bir kasket ile çizilen Cin Ali, giysili değildir; gövdesi bir çizgiden ibarettir.
Cin Ali, Anadolu köylerinde öğretmenlik yapan ilkokul öğretmeni Rasim Kaygusuz tarafından 1968 yılında yaratılmış bir kahramandı. Çocuklar kolay çizebilsin diye çöp adam şeklinde tasarlandı. Cin Ali kitaplarının çizimlerini Selçuk Seğmen yaptı. "Çöp Adam, çocukların görsel sağlığına aykırıdır" iddiası üzerine 1990'larda görünümü değiştirildi ve papyonlu, kulağı çiçekli, siyah saçlı, belirgin yüzlü, fiyonklu ayakkabıları olan bir çocuk olarak resmedilmeye başladı. Bu yeni imajı Mustafa Delioğlu çizdi
Cin Ali kitapları 20 yıl boyunca İpek Matbaacılık tarafından basıldı. İpek Matbaacılık, Rasim Kaygusuz'un dostu Maraşlı Hacı Ali İpek tarafından işletilmekteydi. Cin Ali adının, matbaa sahibi Ali İpek'in "Cin Ali" lakabından esinlenerek kitabın kahramanına verildiği anlatılmaktadır. Cin Ali kitaplarının yayım hakkı Rasim Kaygusuz'un 1988'deki ölümünün ardından arkadaşı ve Artım Yayınevi'nin sahibi Mustafa Torun'a bırakılmıştır.
Cin Ali serisi 2005 yılında ömrünü doldurduğu gerekçesiyle ilköğretim müfredat programından kaldırıldı

Mahallenin Muhtarları-Dizi

Mahallenin MuhtarlarıKandemir Konduk'un senaryosunu yazdığı aile dizisi. 337 bölümden oluşan dizi, 5 Ekim 1992'de Kanal 6'da yayınlanmaya başladı. İki sezon yayınlandıktan sonra 1994'te atv'ye geçti ve 8 sezon bu kanalda yayınlandıktan sonra tekrar kanal değiştirerek, 2001'de Kanal D'ye geçti. 2002 yılında yollarını ayrılarak atv'ye döndü Fakat buradan da Star TV'ye geçti ve son sezonunu burada yayınladı; 18 Haziran 2002'de sona erdi. Bizimkiler, Perihan Abla, Çiçek Taksi ve Kurtlar Vadisi dizileri ile beraber Türkiye'nin en uzun süre devam eden dizilerinden biridir.
Konusu
1992-1997 yılları arasında Temel, muhtar beyin kızı Fadime'nin peşinden koşturup durdu. Zaman zaman kafasına terlik, süpürge, çiçek fırlattı Fadime. Zor kadındı. Ama sevdasından vazgeçmedi Temel. Uzun süre uğraştırdı Temel'i en sonunda nişanlandı Temel ve Fadime. Evlenecekleri gün evde ütü yapan Fadime hayallere daldı. Ütü yüzünden yangın çıktı ve Fadime öldü. (193.bölüm)
1997-2002 yılları arasında Temel Şirin aşkı işlendi dizide. Şirin'in yeğenleri üniversiteyi kazanmış, bu yüzden Şirin de yeğenleriyle İstanbul'a taşınmıştı. Behiye'nin oğlu Can'ın kiracısı olmuşlardı. Bir süre sonra Temel hoşlanmaya başladı Şirin'den karşılık da buldu bir süre sonra. Şirin'in ablası Melek Temel'i istemedi. Zar zor ikna oldu. 2002 yılında, Star TV'deki bölümlerde evlendiler. Son bölümde ise ikiz çocuklarının olacağını öğrenip sevindiler. Temel'in maymunu Çaydanlık'ı da unutmamak gerek. Sesi güzel Hasan'a da kol kanat gerip onu okutması da unutulmayan olaylardan birisi.

PLAYBACK MÜZİK YARIŞMASI-TRT 1-MELTEM DOĞANAY-TOLGA GARİPOĞLU








http://media.sinematurk.com/person/4/25/9da247c53107/4279_2.jpg1986 Türkiye Güzeli güzelimiz Meltem Doğanay'ın Tolga Garipoğlu ile sunduğu TRT 1'de yayınlanan müzik yarışmasıydı.

Neşeli Kuklalar-1983 - Türkiye




18 Temmuz 2019 Perşembe

Ankara'da köfte nerde yenir?

https://fastly.4sqi.net/img/general/width960/20832887_jNshVVTXRWkz4h8ns17xgsISBC-rnJksqiWn0AaMB64.jpg 

Bizim Köfteci Sokak Lezzeti-İskitler

Gerçekten lezzetli köfte yapan, salaş görünümlü fakat gayet konforlu ve bir büfeden fazlasını içeren bir mekan. Konumu yanıltmasın, zincir restoranlardan çok daha iyi.Ancak fiyatların uygun olduğu söylenemez.
Adres: Zübeyde Hanım, Tesviyeciler Cd., 06070 İskitler No:52/Altındağ/Ankara

Ankara'da Çiğ börek nerde yenir?

https://b.zmtcdn.com/data/reviews_photos/6d8/b555115b47e42983d2f23dd390baf6d8_1434022232.jpg?crop=576%3A576%3B22%2C0&fit=around%7C200%3A200 
Ankara balgatta yer alan Konakbay , Çiğ Börek ve Mantının güzel örneğini sergiliyor. Eskişehirli ve tatarlı bir ailenin işlettiği mekanda Çiğ Börek gerçekten çok lezzetli. Çıtır olması ve bol malzemeli olması beğenimizi kazandı.

Çiğ Börek Hakkında

1500 yıllık tarihi olan ve Orta Asya'dan göç eden atalarımızdan miras kalan Çiğ Börek özellikle Tatar Türkleri tarafından günümüze gelmiş Türk mutfağında yer etmiştir. Kıyma , soğan ve baharatların hamurun içerisine koyularak kızgın yağda pişirilmesinden oluşur.

Konakbay

Mekan sadece çiğ börek ve mantı çıkarıyor. Uzman oldukları 2 ürüne yoğunlaşıp sadece onları sunuyor olmasını ben taktir ettim. Sırf birilerini mutlu etmek adına başka ürünler sunmaya gerek yok.Ben siparişimi 3 adet çiğ börek şeklinde verdim. İçeceğin de dahil olduğu bu menü 19 tl tuttu.
Sundukları Çiğ Börek bol içli , boyut olarak doyurucu ve çıtırlığı yerindeydi. Eskişehir'de de Çiğ Börek yemiş birisi olarak Konakbay'ın Çiğ Börek dalında gayet tatmin edici buldum. Öneriyorum.
Mekan çok şirin ve aile işletmesi.Uğrayıp bu lezzetleri tadabilirsiniz. Afiyet olsun :)

Konakbay Çibörek İletişim

Adres: Nasuh Akar Mahallesi, Süleyman Hacı Abdullahoğlu Caddesi, No 43, Çankaya, Ankara
Telefon: 0312 220 18 37
 

26 Haziran 2019 Çarşamba

unutulmazlar

Lise yıllarım olan seksenler de ki grupların tadı başkaydı. Popüler kültür etkisiyle kısa ömürlü tüketilen şarkılar yapılmazdı. Şarkılar ağızlara sakız olup akabinde unutulmazlar uzun yıllar her çalındığında aynı keyfi yaşatırlardı. Uzun zaman seksenlerin müziklerini dinlemedim nedeni yok aslında belki de yaşlar ilerledikçe türler ve tarzlar değişiyor normal olarak. Ama eskiden dinlediklerimi hiç bırakmasam da güncel olarak yeni çıkan grupları da takip etmedim edemedim çok fazla.
Diğer taraftan Metallica’yı takibim hiç bitmedi ama son dönem çalışmaları da pek memnun etmedi ta ki  2016 yılı albümü ”Hardwired … To Self-Destruct”  çıkana kadar . Fakat son dönemler de yine eski dinlediğim şarkılar ve gruplar çok daha keyif veriyor . 1984 yılı hazırlık sınıfındayım. Hepimiz birbirimizin davranış ve hareketlerinden etkileniyoruz doğal olarak. Sınıf arkadaşım ‘’ Big in Japan ‘’ diye bir şarkı çıktığını söyledi ve bu şarkıyı bir şekilde dinledim. Artık hayatımda ki müzik olgusu o günden sonra sonu gelmeyen bir tutkuya dönüşmüştü. Evet üzerinden otuz sene geçmiş neredeyse.
Bu müzikal durumları daha ciddi takip olayım ise ortaokul hazırlık sınıfında iki arka sırada oturan arkadaşım sayesinde olmuştur. Kendisi çok sıkı bir Heavy Metal ve Hard Rock dinleyicisiydi. Tabi ki abisinden dolayı gelen bir ilgi ve meraktı onada geçen çünkü abisinin bir rock grubu vardı ki o yıllarda önemli bir olaydı rock müzik grubunun üyesi olmak. Bir yandanda seksenlerde Ankara da rock müzik sevdası büyümeye ve gelişmeye başlıyordu. Yurtdışından plaklar getirtiyordu arkdaşımın abisi ve onun sayesinde Metallica,Twisted Sister, Scorpions ile tanıştım.
Harçlıklarımızdan biriktirdiklerimiz ile Almanların meşhur Bravo dergisini alır oldum . İngilizce öğrenim gören bizlerin Almanca dergi alması da ayrı bir garip durumdur. Bravo’da sınırlı sayıda Heavy Metal gruplarının haberi fotoğraf ve posterleri çıkardı. Daha sonra Metal Hammer ve Kerang dergilerini öğrendik. İstanbul’a geldiğim zamanlarda Bahariye’de bir pasajın altındaki eski dergiler satan dergicide eski sayıların peşine düşerdim. Daha ucuz olması itibariyle elimdeki paramı o dergilere yatırdım zevkle. Sömestre tatillerinde İstanbul’a geldiğimde hazine arar gibi bu pasaja gittim yıllarca. Hey dergisini de takip ettim bir taraftan da, daha sonraları Blue Jean dergisiyayına başladı. İlk çıktığı sayısını çok net hatırlarım.
1985 yazında ‘’Live Aid’’konseri olmuştu. Dergilerde gördüğüm grupları televizyon da seyredince adeta büyülenmiştim . TRT seksenler de yılbaşı geceleri saat oniki de dansöz ile şenlendirirken gecenin en sonunda epey geç saatlerde müzik programı verirdi . Bir yılbaşı Europe grubunu ‘’Final Countdown’’ şarkısının canlı performansını dinlemiştim ki en güzel yılbaşı hediyesiydi o sene benim için. Ne büyük keyif almıştım.
Oldum olası uzun saç çok severim ve adamların tarzıları çok hoşuma giderdi. TRT2 de ise Duran Duran konserini yayınladılar. Günlerce sınıfta birbirimize anlattık o konseri. Birde Duran Duran’nin kaza geçirdiği ve John Taylor’ın öldüğüne dair söylentiler dolaşmıştı o günlerde ki sınıftaki kızlar nasıl ağlamıştı.
İlerleyen sınıflarda grup kurma hevesine girdik ve bir Rock grubumuz oldu. Adı Anti-Silence’dı. Müzik derslerinde piyano başında bestelerimizi çalardık. Daha sonra okul konserleri, yarışmalar ve mezuniyet gecesi performansları olarak devam etti müzikal hareketler. Boş derslerde sıra kapaklarına vurarak şarkı söylerdik. En iyi davul sesi kürsüden çıkardı. Tam bateri sesi tadında. Favori şarkımız Queen’den ‘’ I want it all ‘’.
Yıllar geçip gitti ve müziğe olan sevgim ve ilgim hiç değişmedi bundan sonra da nasıl geçsin ki ?

Sting & Phil Collins – Every Breath You Take


Live Aid, 1985 yılında Bob Geldof önderliğinde Afrika da ki açlar özellikle de Etiyopyalılar için düzenlenen yardım konseriydi. Bu konserde Sting ve Phil Collins  unutulmaz bir düete imza attılar. Türk gençleri ilk defa kaset ve dergilerden tanıdığı grup ve sanatçıları TRT’den canlı canlı seyretme şansını bu konser sayesinde elde etmiştir.
Konsere katılanlar arasında Status Quo, Inxs, Men At Work, Spandau Ballet, Joan Baez, Nick Kershaw, BB King, Sade, Black Sabbath, Billy Ocean, Run DMC, Rick Springfield, Judas Priest, Paul Young, Brayn Adams, Dire Straits, Simple Minds, David Bowie, Mick Jagger, The Pretenders, The Who, Santana, Elton John, Eric Clapton, Led Zepplin, Wham, Duran Duran, Paul Mc Carthey, Kenny Loggins, Kool and the Gang, Madonna, U2, The Beach Boys, Queen bulunmaktaydı.

24 Haziran 2019 Pazartesi

https://www.hergunyeniurun.com/Singer-Ahsap-Sandikli-Dikis-Makinesi-Minyaturu-hergunyeniurun-com-2001x6300x23884_orj.jpg 

nostalji....


Eski…
Tuhaf bi kelime değil mi? zaman zaman eskimiş (negatiflik)
kimi zaman yıllanmış (ehl – i zaman) kıymetli…
Biz kavramları ruh halimize göre mi anlamlandırıyor yada algılıyoruz acaba?
Bi türlü çözemedim.Ama bana göre bi gerçek var  (tabi gerçek görecelidir) ben herşeyi eski haliyle seviyorum.Yeniler beni heyecanlandırıyor belki ama içime sinen hep eskiler oluyor.
Mesela geçenlerde internette 90′ ların reklamları diye bi video izledim.Gözlerim kızardı desem abartmamış olurum heralde.Onlar benim gençliğimdi belki de çocuklutan çıktığım yıllardı.Geçmişi anımsadım.Ne güzel yıllarmış.Memleketteki evimi, o zamanlar hayatta olan annemi, bisikletimi, kramponlarımı, yaz akşamları yattığımız açık hava keyifleri, eskimo satan amcaları…
Belkide çocukluğuma ve gençliğime bi yolculuktu benimkisi…
Kimin aklına geldiyse Allah razı olsun,
bütün reklamları pür dikkat izledim,
Tursil
Halley
Hypo
Günaydın
Renault 12 TX
30 kupona hatta ultra mega kupona ansiklopedi setleri  :)
Tat domates salça
Arçelik merdaneli çamaşır makinesi
Singer
Omo
Portalin
Tokalon
Evet yemeklik yağ
Pril ve ilginç ses 
Tamek
Meysu
1 lt.’ lik cam şişe pepsi…
Hepsi beni gençliğime ve çocukluğuma götürdü…
Haaaa
Az daha unutuyordum 
üzerinde eti (hitit medeniyetinin) amblemi olan yine firma adı ETİ olan çubuk krakerler  vardı ayrıca.Ben hep o amblemi makasla keser ve kolonyanın alkolünün yardımı ile elime koluma vs. yapıştırır ve dövme yapardım.
Sakızlara da çok düşkündüm,
Patbom
yummy
vs vs
Ama ben en çok ŞIPSEVDİ markalı olanı severdim
içinden,
Aşk ……..
Diye başlayıp adeta leyla ile mecnun
yada kısacası aşk herşeydir ve örnekleri bunlardır diyen bi sürü söz çıkardı.
Hayaller kurardım.Sonra kendime sorardım sakızlardan çıkmamış tespit edilmemiş,
Aşk ….. başka neler olabilirdi!
Düşünürdüm
Düşünürdüm
Düşünürdüm
Yerine bi sürü şey bulurdum
Aşk yolunu kaybetsende bıkmadan usanmadan yürümekti
Aşk bölüşmekti
Aşk elele tutuşmadan sevmekti
Aşk görmesende beklemekti
Aşk gelmesede “olsun” diyebilmekti
Aşk başkasına gitse de “güle güle git” demekti
Aşk bakmasanda / bakmasada görebilmekti
Aşk ve Aşk mutlaka kabullenmekti
ve bugün yıllar sonra birini daha ekledim o tespitlerin içerisine;
AŞK KAVUŞAMAYACAĞINA EMİN OLSAN DA ONUN MUTSUZ OLMASINA GÖNLÜNÜN RAZI OLMAMASIYDI, ONUN İÇİN Bİ ŞEYLER YAPMAKTI….
Saygılar sevgiler sizlerle olsun…